Off Karadeniz

Basında
»
Le Monde
»
"İTALYAN KOMEDİLERİ TADINDA"
Le Monde Gazetesinin beş yıldan beri Türkiye'de yaşayan muhabiri Sophie
SHIHAB filmi şöyle değerlendirdi.
"Oyuncular ünlü İtalyan yönetmen Fellini'nin filmlerinden çıkmış tiplere
benziyor. Hatta onlardan daha da ilginç ve renkli. Filmin gücü de burada.
Tabi konunun işlenişindeki esprili bakış açısı da önemli. İtalyan komedileri
tadında. Biraz da Dondurmam Gaymak filmindeki otantikliği ve samimiyeti
buluyoruz bu filmde. Bu sanki onun Karadeniz versiyonu. Üstelik Türkiye
güncelini de çok iyi yansıtıyor. Belli ki bir gazetecinin gözüyle bakılmış
olaylara. "
------vvv------
»
Cumhuriyet Gazetesi
»
Off Karadeniz'in Çekimleri Bitti
Önyargılara Karşı Bir 'Benzerlik' Filmi
Kültür Servisi - Türkiye ile Avrupa
arasındaki benzerlikleri göstermek amacıyla bir araya gelen Fransız ve Türk
kökenli sanatçıların, uzun uğraşlar sonunda tamamlayabildikleri 'Off
Karadeniz' filmi, Türk sinemaseverlerle buluşmuya hazırlanıyor.
Avrupa'da oluşmuş olumsuz Türk imajını değiştirmeyi hedefleyen filmin
yapımcılığını, “Sarkozy Türkiye'yi AB'ye sokmak istemese de biz Türkleri
Fransızların kalbine sokacağız” diyen Fransız Jean-Louis Papel
üstlenirken, filmin senaryo yazarı ve yönetmeni, yıllardır Fransız basınında
çalışan gazeteci Nur Dolay. Daha önce Kafkasya'da, Aliağa gemi söküm
atölyelerinde, Azerbaycan, Kırım ve Karadeniz çevresinde çevre sorunlarını
işleyen pek çok belgesel filme imza atan Dolay, ilk uzun metrajlı filmi olan
'Off Karadeniz' ile de çevre duyarlılığına dikkat çekmeye çalışmış.
İzmir-Of-Rize-Ardeşen arasında geçen komedi filminde, İzmirli bir genç kızın
ilk görev yeri olarak Of'a tayin olmasıyla başlayan olay dizisi,
önyargıların teker teker yok oluşuyla devam ediyor. Filmde çoğunlukla
yöreden seçilmiş amatör oyuncuların yanı sıra, gazeteci Burhan Akdağ,
Melissa Papel, Nurhayat Boz ve Şuayip Ünsal gibi profesyonel oyuncular
rol alıyor. Bahar aylarında Türkiye'de gösterime girmesi planlanan filmin,
yurtdışında 'SmyrnOf' ismiyle gösterime girmesi düşünülüyor.
------vvv------
»
Cinedergi
»
‘Romantik komedi değil, sosyal
yergi filmi’

Off Karadeniz adından da anlaşılacağı gibi tam bir Karadeniz
filmi… Gazetecilik yapan ve belgeseller çeken Nur Dolay’ın
lk uzun metrajlı filmi Of Karadeniz İzmir’den yola çıkıyor
ve Karadeniz’in muhteşem doğasının içine atlıyor. Filmde
Karadeniz’le ilgili her şey var. Nur Dolay’la film çekmenin
zorlukları ve keyfi üzerine konuştuk…
Banu
Bozdemir

Öncelikle biraz kendinizden söz eder misiniz?
Robert Kolej mezunuyum. Daha sonra Amerika’da sosyoloji, Fransız Basın Enstitüsü’nde gazetecilik ve Sorbonne’da siyaset bilimleri okudum. Uzun yıllar gazeteci olarak dünyayı dolaştım ve Fransız basınında le Monde Diplomatique, yine Le Monde grubuna bağlı Courrier International, Radio France International gibi yerlerde çalıştım… Türkiye’de ise Cumhuriyet ve Birgün’de yazdım. Latin Amerika ve Kafkasya üzerine kitaplarım var. Ayrıca 10 yıl Fransız televizyonunun Thalassa adlı programı için deniz ve jeopolitika konularında belgesel filmler yaptım. Off Karadeniz ilk uzun metraj kurgu filmim.
Filmin oluşum hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?
İlkin yapmak istediğim başka bir proje vardı: Orkinos. Ege’de uluslararası bir prodüksiyon olacaktı. Fakat sualtı çekimleri içerdiği için maliyeti yüksekti. O nedenle bunu daha sonraya erteledik ve daha kolay, daha küçük bütçeli bir proje olabileceğini sandığım Off Karadeniz'e yöneldim. Ama sonuçta öbürünü çekseymişiz belki daha kolay olacaktı, çünkü Off Karadeniz’in senaryosunu yazarken işin maddi yanını pek düşünmeden özgürce kafamın istediği gibi yazmışım, sonradan bir de baktım müthiş külfetli bir yanı var. Neredeyse her plan ayrı bir mekanda geçiyor. Çekim için öngördüğümüz zaman da zaten 4 hafta gibi kısa bir süreydi. İlk mekanımız olan Kuşadası ve İzmir’den Of’a mesafe yaklaşık 1500 km. Ama Karadeniz’e gidip Of’da da bitmiyor iş. Rize, İkizdere, Çamlıhemşin, Ardeşen, hatta Gürcistan sınırına kadar uzuyor mekanlar. Batum’da bile bir kaç sahne vardı, ama orada bir kaç ön çekim yaptıktan sonra bu bölümleri iptal ettik. Ayrıca küçük rollerin çokluğu, figüran bolluğu gibi ek zorluklar vardı.
Filmde
Karadeniz bölgesinin hangi özellikleri ön plana çıkıyor?
Çay
bahçeleri, dereler, yaylalar, eski ahşap evler, müzikler,
horonlar, kolbastı, yöresel yemekler, kısacası Karadeniz’in
tüm özellikleri var. Tabi bir de Karadeniz insanının farklı
mantalitesini yansıtmaya çalıştık filmde. Ama sonuçta
folklor ve bildik Temel hikayelerine indirgemedik. Filmin
verdiği ince mesajlar da var. Özellikle önyargıları yıkmayı
amaçlıyor. İzmirliler hafif meşrep, Oflular bağnaz ve suça
yatkın, kadınlar eksik etek, Laz aklı kaz aklı gibi kimi
yerleşmiş düşüncelerle ince bir alay sözkonusu filmde.
Torpil yapma, mahkemelerin bağımsızlığı, ben karışmayım
başkası uğraşsın gibi kimi toplumsal hastalıklarımıza
dokundurmalar var.
Filmin
‘çevreci’ olması dikkat çekici? Biraz bundan bahseder
misiniz?
Ben önceden beri yaptığım belgesellerde de konulara çevresel açıdan bir bakışla yaklaştım. Çevre üzerine değildi çalışmalarım, ama çevre sorunları her konuda kaçınılmaz olarak karşımıza çıkıyor. Kurgu filme geçince de bunları özellikle ön plana çıkaran filmler yapmaya karar verdim. Karadeniz çok ağır tahribata uğramış bir bölgemiz. Film o sekiz şeritli korkunç otoyolun saçmalığını göstererek başlıyor. Bu yolun kent içinde insanları deniz kıyısına geçebilmek için bile ne kadar güç duruma düşürdüğünü komik bir şekilde gösteriyoruz. Kentler zaten birer beton tarlasına dönmüş. Aslında bu Türkiye’nin her bölgesinde öyle, ama Karadeniz’de yer kıtlığı nedeniyle diğer bölgelerden daha da yoğun bir betonlaşma söz konusu. Derelerde birbiri ardına hidroelektrik santralları yapılıyor, önçekimler için gittiğimizde kendimizi İkizdere’de bir baraj karşıtı mitingde bulduk ve ‘’İkizdere özgür aksın’’ diye köylülerle birlikte bağırarak yürüdük. Bu mitingden bir sahneyi filme koydum. Ayrıca bir de çöp sorunu var. Of yakınlarında bir ormanın ortasında açılan kocaman bir çukura kamyon kamyon çöp ve kimyasal atıklar taşınıyor. Bu korkunç bir katliam. Ve halkın bir kısmı isyan halinde. Ben de haliyle isyan ettim ve o nedenle bir komedinin hafifliği içine serpiştirilmiş parçacıklar halinde de olsa bu katliamın altını çizmek istedim.
Son zamanlarda Karadeniz doğasının farkıyla çok fazla ilgi çekiyor… Sinemaya görsel olarak çok şey katıyor. Bu konuda siz neler söylersiniz?
Evet, bütün çevre saldırılarına rağmen Karadeniz hala vahşi bir doğal güzelliğe sahip. Çarpıcı rölyefleriyle son derece fotojenik bir bölge. Ben dünyanın hemen hemen her tarafını dolaştım, ama Karadeniz’deki kadar yeşilin farklı tonlarının birarada olduğu yer az gördüm. Aslında Türkiye’nin her yerinde çok fotojenik mekanlar bulabilirsiniz, ama kameralar Karadeniz’e yeni yeni uzandığı için daha da ilginç görünüyor.
Başrolde neden yabancı bir oyuncu oynuyor?
Başrol oyuncumuz Melissa Papel, babası Fransız annesi Türk olduğu için çok da yabancı sayılmaz. Paris’de doğup büyümesine rağmen Türkçesi birçok safkan Türk’den daha düzgün. Rolünü de iyi anlayıp öğrendi. Bütün gerçek profesyoneller gibi kaprisi olmayan, işini hakkıyla yapmaya çalışan bir oyuncu . Uluslararası projelere alışkın. Ama ekipteki tek yabancı o değildi. Film seti Türkçe dışında Gürcüce, Azerice, Farsça, Fransızca, Rusca ve Lazca konuşulan bir Babil Kulesine benziyordu.
Filme ‘romantik komedi’
diyebilir miyiz?
Romantik komedi değil, bu türden nefret ederim.
Daha çok sosyal yergiler içeren bir film diyebiliriz. Bütün
toplumsal hastalıklarımıza göndermeler yapan, kendi
kendimize küçük iğneler batıran bir film.
Kardeniz kadını erkekten çok daha fazla çalışır, filmde bunun gibi sosyal, ekonomik ne gibi değinmeler var?
Aslında Karadeniz’de kadın çalışırken erkek kahvede oturmuyor, o da başka işle uğraşıyor. Daha çok ticaret, inşaat, fırıncılık.. Pek çoğu zaten gurbette. Son derece çalışkan, dinamik, enerji dolu bir toplum. Bir karış boş toprak göremezsiniz orada. İnsanın ayakta zor durabildiği sarp yamaçlar, yol kıyıları yetmez gibi evlerin damlarına bile toprak atıp mısır, domates, fasulye ekiyorlar. Ama kadının işi korkunç ağır, bu en önemli Karadeniz gerçeklerinden biri. Her gün sırtında ağır yüklerle sarp patikalardan, çamurlu yollardan çıkıp iniyorlar ve bütün hayatı yüklenmiş gibiler, ona karşın yine de kadına bakış açısı ‘’eksik etek’’ lafında özetleniyor. Eğer kadın hakim gibi erkek işi olarak algılanan bir mertebeye çıkabilmişse, o artık sanki kadınlıktan erkekliğe terfi etmiş gibi görünüyor. Aslında kadınların durumu garip bir ikilem gösteriyor. Hem çok yük altındalar, hem de müthiş bir güç sahibi olabiliyorlar. Ailede hakim durumdalar ve nerede olurlarsa olsunlar laflarını hiç esirgemiyorlar, bağırıp çağırıp erkeklere bir güzel hadlerini bildiriyorlar. Amazonlar’ın yaşamış olduğu bir bölge ne de olsa. Sonuçta onlardan bir şeyler bugüne dek kalmış galiba. Filmde Pehlivan Hatice tiplemesiyle biraz da bu ikilemi göstermeye çalıştık.
Bu arada yaşadığımız bir olay da bu durumun somut bir örneği oldu sanki. Filme ilk başladığım İzmir’li kadın oyuncuyla çalışmaya devam edemedim, çünkü eşi bir hafta çekimden sonra izin vermedi. Oysa ki ileri görüşlü, çevre davalarında öne çıkan bir avukat arkadaştı kendisi. Ama karısının öne çıkmasına tahammül edemedi.
Onunla çekilen bölümler ne oldu peki?
Attım. Bir haftalık çekim boşa gitti. Sonra İzmir Devlet Tiyatrosu’ndan birini önerdiler. Nurhayat Boz. Fotoğraflarına bakınca uygun görünüyordu. Ve şansımıza, son derece profesyonel ve rolünü çok çabuk ezberleyen bir oyuncu çıktı karşımıza. Aynı durum kızın sevgilisi Laz genci için de söz konusu oldu. İstanbul’dan bir genç oyuncuyla anlaşmıştık. Ama süre uzun geldi. Onun yerine son anda bir başkasını bulduk. Ardeşenli gerçek bir Laz. Hiç oyunculuk deneyimi yok, ama kamera karşısında çok rahattı ve rolünü de çok çabuk öğrendi.
Diğer oyuncular ve rollerinden de kısaca bahsedebilir miyiz? :
Baba rolünü yine İzmir Devlet Tiyatrosu’ndan bir oyuncu oynadı. Kısacası İzmir’li aileyi canlandıran üç kişi profesyonel oyuncu, diğer roller Karadeniz’deki amatör oyuncular veya hayatlarında hiç kamera karşısına geçmemiş halktan insanlar tarafından oynanıyor.
Oyuncuların çoğunu yöreden seçmemin bir nedeni de Karadeniz’de konuyu hazırlarken bana ora halkının yaptığı uyarılar oldu. ‘’Şive çok önemli’’ diyorlardı. İstanbul’lu oyuncuların şiveyi kötü taklit etmelerini, uyduruk bir dili Karadeniz aksanı gibi göstermelerini kabul edemiyorlar ve bunu kendileriyle alay etmek gibi görüyorlar. Zaten Karadeniz aksanı diye tek bir aksan da yok. Yanyana iki yerin şivesi bile birbirinden farklı. Oyuncularımız tabi ki bu şiveleri sonradan yapmacık bir şekilde öğrenmiş değiller, kendi doğal aksanları.
Amatör oyuncularla çalışmanın zorlukları oldu mu?
Bu oyuncuları yönetmek çok zor olmadı, çünkü Karadenizliler genellikle doğuştan aktörler. Çoğu günlük yaşamlarında bir tiyatro sahnesinde oynar gibi. Ayrıca amatör oyuncularla çalışmak daha da ilginç. Fazla starlaşmış, fazla tanınan oyuncular genellikle kendileri olmaktan kurtulamıyorlar bir türlü. Hangi karakteri oynarlarsa oynasınlar, o karakter değil de kendi kimlikleri öne çıkıyor. Ama biz hiç beklemediğimiz başka bir zorlukla karşılaştık. Halktan insanları birarada tutabilme zorluğu. Bir gün gelirlerse öbür gün kaybolabiliyorlar. Ya çay toplamaya gidiyorlar, ya başka bir işleri oluyor, ya dağdaki köyüne çıkıyor, orada telefonları da çekmiyor, devamlılığın önemini bilmiyorlar tabi. Kendileriyle sözleşme bile yapsam, işe gelmedi diye her birine dava açacak değilim, açsam ne olacak zaten.
Film yurt dışında vizyona girecek mi?
Film yurtdışında da vizyona girecek. Cannes Film Festivali marketindeydi, orada epeyce değişik ülkeyle temasımız oldu. Sanıyorum önümüzdeki sonbaharda Fransa başta olmak üzere bu ülkelerin sinemalarında görülebilecek.
------vvv------
»
Radikal Gazetesi
»
Gazeteci, Yönetmen ve İzmirli
'Off Karadeniz', Fransa'da yaşayan gazeteci ve belgeselci Nur Dolay'ın ilk uzun metrajlı filmi. Filmde, İzmirli Melek'le Oflu Yusuf'un aşkı var
ERMAN ATA UNCU
Film çekimlerini nasıl büyük zorluklarla
tamamlayabildiğinden şikayet eden yönetmenlere
artık pek rastlanmıyor. Sebep, işin iyice
endüstri halini alması mı, yoksa tam tersine bu
zorlukların malumun ilamı olacağı düşüncesi mi,
bilinmez. Ancak bu hafta gösterime giren ‘Off
Karadeniz’in yönetmeni Nur Dolay, daha röportaj
için kayıt cihazını açmadan başlıyor zorlukları
anlatmaya. Son anda karar değiştiren
oyunculardan dolayı, çekimlere tam üç kere
yeniden başlanması, teknik ekiple yaşanan
aksilikler, haybeye giden çekimler vs.
‘Off Karadeniz’, Dolay’ın ilk uzun metrajlı
filmi. İzmirli Melek’le (Melissa Papel) Oflu
Yusuf’un (İrfan Delibaş) aşkı var eksende.
Melek’in asker babasının tercihi Türkiye’nin
Batısından bir damat yönünde. Hukuk
fakültesinden mezun olup hakim çıkan Melek’in
tayini Of’a, yeni asker olan Yusuf’un celbi de
müstakbel kayınpederinin yanına, Güneydoğu’ya
çıkınca filmdeki komik olaylar birbirini takip
ediyor. İş, Karadeniz’deki çevre katliamından da
geçiyor. Sonuçta başrol haricindeki tüm
oyuncuların amatör olmasının hissiyatı filmin
geneline sirayet ediyor.
Aslında film kadar ilginci, Nur Dolay’ın
kariyeri. Yönetmenin CV’sinde Fransız
televizyonlarında yayınlanan çevre
belgesellerine rastlamamızda sıradışı bir durum
yok diyeceksiniz. Peki, Cumhuriyet ve Birgün
muhabirliğine, Le Monde Diplomatique’te
yazarlığa, Afrique-Asie dergisinde Latin Amerika
editörlüğüne, Latin Amerika ve Kafkasya üzerine
üç kitaba ne demeli? Filmin yapım şirketi
Orkinos’u İstanbul’da değil de, memleketi
İzmir’de kurması ise cabası. Yaşamının büyük bir
kısmını Fransa’da sürdüren, buraya gelince de
İstanbul’dansa İzmir’i tercih eden deneyimli
gazeteci ve yeni yönetmen Nur Dolay’la
görüştük.
Fransız bir yapımcıyla Rize ve İzmir’de
geçen bir hikâye nasıl ortaya çıktı?
Aslında ben Fransa’da yaşıyorum, uzun zamandır
orada gazetecilik yapıyorum. Tabii ki orada
insanlarla ilişkilerim daha fazla. Burada ilk
başta nesli tükenen orkinoslarla ilgili bir
proje çekmek istiyordum. Ama sualtı görüntüleri
gibi sebeplerden dolayı çok zahmetli ve pahalı
bir projeydi. Yapımcım da kolay bir şey yapalım
başlangıç olarak dedi. Komedi olsun diye
düşündük. Komedi olunca da doğal olarak
Karadeniz aklımıza geldi. Bir de iki kültür
arasındaki çatışmaya bakmak istiyorduk filmde.
Ege ile Karadeniz son derece farklı iki kültür.
Bir taraf güneşli, çok rehavet içinde bir bölge,
öbür taraf çok daha enerjik, hareketli ama soğuk
ve yağmurlu bir bölge. Tabii İzmir, Türkiye’nin
geri kalanına da büyük bir önyargıyla bakıyor.
(Gülüyor)
Genelde İzmirlilerin çok daha rahat,
Karadeniz bölgesindekilerin de sert olduğu
düşünülür. Filmdekinin tam aksi...
O da böyle önyargılardan biri, İzmirlilerin çok
rahat ve özgür olması... Ama mesela filmde anne
karakterini ilk oynayacak İzmirli kadına kocası
izin vermemişti. O yüzden atmak zorunda
kalmıştık sonradan o planları.
Fransız bir yapımcıya Türkiye’deki Laz
algısını anlatmak kolay oldu mu?
Zor olmadı. Fransa’da da Karadeniz fıkralarının
aynısı Belçikalılar için anlatılıyor çünkü.
Zaten daha önce de gelmişti Karadeniz’e,
horonların yapıldığı festivaller sırasında.
Filmdeki horon sahneleri gerçek
festivallerde çekildi, değil mi?
Onlar gerçek. Tabii belgeselden geldiğim için o
yanım ağır basıyor. Senaryo yazarken oradaki
çalışmalarla, araştırmalarla birebir gerçekleri
yansıtmak için uğraştım. Hatta mahkeme sahneleri
için duruşmalara girdim. Of için, bütün mafyalar
oradan çıkmıştır, hacı hocaların memleketi
deniyor. Gidip görünce ne gibi davalar
yapıldığını, çok şaşırdım. Bir baktım çevre
davacısı geldi. O çevre davacısıyla bindik
arabaya dağa çıktık, o çöplerin atıldığı
bölgelere baktım.
Filmin mekanlarından İkizdere’de de
sivil toplum örgütleri çevre konusunda yoğun bir
çalışma içinde.
Orada bütün vadileri yok ediyorlar, her yere HES
yapıyorlar. Büyük bir direniş var aslında. Buna
da dikkat çekmek istedik. O İkizdere
protestolarının içindeydik. HES’lere karşı
mitinglere katıldık. Zaten filmlerdeki o
İkizdere sahneleri de oradan alınma.
Orkinos Film’i niye İzmir’de kurdunuz?
Benim iddiam İzmir’de de film yapılabileceğiydi.
Dokuz Eylül Üniversitesi’nin çok iyi bir sinema
televizyon bölümü var. Ve oradan çıkan
öğrenciler şu anda Türkiye’nin en önemli
yönetmenleri arasında. İzmir büyük bir
potansiyele sahip. Ama yetişen tüm elemanlar,
film endüstrisi burada olduğundan İstanbul’a
geliyorlar. Ama ben İzmir’de de sinema
yapılabileceğini kanıtlamak istedim. Bir yandan
da düşüncem, endüstriyle okulun beraber hareket
etmesi gerektiği.
Siz Arnavutköy Kız Koleji’ndensiniz,
hayatınızın bir kısmı İstanbul’da geçti yani.
Evet burada yatılı olarak okudum ama İstanbul’da
yaşamayı istemem. (Gülüyor)
Niye? Genelde tam tersi olur.
İnsanın enerjisinin büyük bir kısmını alıp
götürüyor. Enerjimi daha yaratıcı şeylere
harcamak isterim. İzmir’de bu sakinliği
bulabiliyorsunuz. Ama postprodüksiyon
çalışmaları uzayınca İstanbul’da fazlasıyla
kaldım. Gelip gittikçe şehrin büyüsüne kapılmaya
başladım. Çok fotojenik bir şehir. İnsan, her an
fotoğraf, film çekmek istiyor. Burada her dışarı
çıktığımda aklıma yeni bir şeyler geliyor. Ama
yine de güvenemiyorum İstanbul’a.
Cumhuriyet’te gazetecilik yapmaya
başladığınız sırada Fransa’da mı, burada
mıydınız?
O sıralar Latin Amerika’daydım. Fransa’da yedi
yıl boyunca Latin Amerika bölümünü yönettim bir
dergide. Latin Amerika’yı dolaştım yıllarca. O
zamanlar uzmanlık alanım Latin Amerika’ydı ama
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra oralar
önemini kaybetti. Oradaki diktatörlükler de
çöktü. Bu sefer Kafkasya falan öne çıktı. Ben de
buraları gezmeye başladım.
Fransa’da basına giriş hikâyeniz nedir?
Fransa’da basın enstitüsünde okudum. Okulun
sonlarına doğru staj yapmam gerekiyordu, staj
yaptığım dergide kaldım.
Hangi dergiydi o?
Afrique-Asie. 1980’lerde üçüncü dünya akımı çok
kuvvetliydi Avrupa’da. Afrique-Asie de çok
prestijli bir dergiydi Fransız entelektüelleri
arasında. Oraya gittiğim zaman Türkiye’nin
hiçbir öneminin olmadığını gördüm. O dönem
burada da askeri cunta rejimi olmasına rağmen
hiç Türkiye haberi çıkmıyordu. Bana sen Türksün,
Türkiye’yle ilgili yazı yazacağım dersen sana
göre bir iş yok pek, başka uzmanlık alanın var
mı diye sordular. ‘Evet Latin Amerika’yı çok iyi
biliyorum, bir yıl Küba’da yaşadım’ dedim. O
şekilde başladım, sonrasında da dergide kalıp
Latin Amerika’yı dolaşarak yazılarımı
gönderiyordum.
Küba’daki bir yıl, işle alakalı bir
seyahat değil miydi?
Hayır, orada gönüllü olarak inşaatta
çalışıyordum. İhtiyacı olan herkes orada
işyerinde bir inşaat ekibi oluşturuyor. Devlet
onlara bir iki yıl izin veriyor. Öyle bir sistem
vardı, ben de gönüllü olarak katılmıştım. Şimdi
ne zaman Küba’ya gitsem eski arkadaşlarımı
bulabiliyorum ve yaptığım evleri görebiliyorum.
(Gülüyor)
------vvv------
» Star Gazete »

Genç oyuncu Melissa Papel Karadeniz kültürü
başımı döndürdü
Dün vizyona giren Off Karadeniz adlı filmde
Melek karakterinde izlediğimiz oyuncu Melissa
Papel aslında bir Fransız. İngilizce, Fransızca,
Türkçe, İspanyolcayı anadili gibi konuşan Papel
“Karadeniz şivesi ve horon oynamak çok zor.
Kafam karışıyor. Ama Karadeniz’in kültür
zenginliği başımı döndürdü” diyor
Fatma Karaman
Melissa Papel 24 yaşında genç bir oyuncu... Onun adını sık duymasak da daha önce reyting rekorları kıran Elveda Rumeli adlı dizide canlandırdığı Gülsüm karakteriyle tanıyoruz. Fransız oyuncu Papel’i bu kez vizyona yeni giren Off Karadeniz filminde, İzmir’den Trabzon Of’a hakim olarak atanan Melek rolünde izleyeceğiz. Türk asıllı anne ve Fransız bir babanın çocuğu olarak Paris’te dünyaya gelen Papel, 15 yaşında lise eğitimi için dünyanın öbür ucu olan Avustralya’ya gitti. Bir sene sonra Paris’e dönen Papel, bir yandan liseye devam ederken aynı zamanda da Fransa’nın ünlü oyuncularını yetiştiren Cours Florent’da tiyatro eğitimine başladı.
Eğitimini tamamladıktan sonra Kanada da bulunan Vancouver Film Okulu’nda bir yıl oyunculuk okudu.
Vancouver’de kaldığı üç yıl boyunca pek çok kısa filmde rol alan Papel, Türkiye’ye tatile geldiğinde kendini Elveda Rumeli dizisinin görüşmesinde buldu. Papel o günleri şöyle anlatıyor: “Annem aslen Türk, onun memleketinde çalışma fikri de çok güzel. Bu yüzden teklifi düşünmeden kabul ettim. Dizi sona erince Off Karadeniz filmi için teklif geldi.”
HEM KOMİK HEM ÇEVRECİ BİR FİLM
Filmde Karadenizli Laz bir gence aşık, İzmirli hakim kızı canlandırdığını anlatan Papel, Karadeniz’de yapılan çekimlerin çok keyifli geçtiğini söylüyor. Senaryoyu okuduğunda hem komik hem de çevreci bir filmin içinde olacağını düşündüğünü anlatan genç oyuncu şimdiye kadar kadar eğlenceli bir sette çalışmadığını belirtiyor.
Bir Fransız olarak Türk filminde başrol oynamasının birçok kişiyi şaşırttığını söyleyen Papel şöyle devam ediyor: “Görüşmeye gittiğimde ‘Acaba rol versek mi?’ diye çekindiler. Daha sonra yeteneğimi ve iyi Türkçe konuştuğumu görünce filme dahil ettiler. Of’ta yabancı olduğumu öğrenenler bu kadar iyi Türkçe konuşmama şaşırdı.”
HORON ÇOK ZOR
Karadeniz’e hemen uyum sağladığını söyleyen genç oyuncu kültür zenginliğinini başını döndürdüğünü söylüyor. Film için horon dersi de alan Papel “Çok uğraştım ama iyi oynayamıyorum. Çünkü müthiş yetenek isteyen bir şey. Kafam karışıyor oynarken, ne yapıyoruz anlamıyorum. Konuşulan diller ve şive çok zor. Birçok dil biliyorum ama Karadeniz şivesini konuşmak bambaşka bir şey. Ama yine de Karadeniz kültürüne Fransız kalmadım” diyor.
On parmağında on marifet
Genç oyuncu Melissa Papel on parmağında on marifet olan bir isim. İngilizce, Fransızca, Türkçe, İspanyolcayı anadili gibi konuşan Papel şu sıralar Japonca ve Rusça öğreniyor. Fransa’da seslendirme yapan güzel oyuncu, aynı zamanda tango ve salsa da biliyor. Yaklaşık bir yıldır Türkiye’de yaşadığını anlatan Papel “Buraya çok alıştım. Türklere ait bazı davranışları artık ben de sergiliyorum. Mesela evime bir misafir gelecekse temizlik ve yemek yapıyorum” diyor.
------vvv------
» Hürriyet Sinema »
4 bin yıllık efsane film
oluyor![]() |
||
|
Efsaneye göre savaşçı Amazon kadınlarının
üs olarak kullandığı, 4 bin yıllık mitolojik geçmişe sahip Giresun
Adası ile adayı yılda bir kez terk ettikleri bahar, bereket ve
döllenme törenlerinin sembolü “mayıs yedisi” şenlikleri sinema
filmine konu olacak. Yönetmen Nur Dolay'ın çekeceği filmle bir yandan ağır yük altında ezilen Karadeniz kadını, diğer yandan amazonlardan kalma geleneklerle her şeye meydan okuyan “güçlü” kadın figürleri ekrana taşınacak. Bu ay gösterime giren “Off Karadeniz” adlı sinema filminin tanıtımı için, filmin Fransız oyuncusu Melissa Papel ile Giresun'da bulunan yönetmen Nur Dolay, yaptığı açıklamada, daha önce sadece seyahat esnasında geçtiği Giresun'u bu kez gezme ve kentin tarihi, kültürel geçmişi ile sosyal yaşamı tanıma imkanı bulduğunu söyledi. Giresun'un ve Giresun adasının tarihi, kültürel yönlerinin çok ilginç olduğunu, kentin özelliklerini öğrendikçe şaşkınlığını gizleyemediğini ifade eden Dolay, “Bu şehrin böyle özellikleri olduğunu bilmiyordum. Gelecek film projem için mutlaka gelip burada bir ön çalışma yapacağım. Gerçekten çok ilginç konular var” dedi. Giresun Adası'nı, 4 bin yıllık mitolojik efsaneye göre savaşçı Amazon kadınlarının üs olarak kullandığını, kadınların adayı yılda bir kez bahar, bereket ve döllenme törenleri için terk ettiğini, “mayıs yedisi” (yeni takvime göre 20 Mayıs) olarak adlandırılan bu günün, günümüzde Giresun Aksu Kültür ve Sanat Festivali adı altında yaşatılmaya çalışıldığını dile getiren Dolay, “4 bin yıllık mitolojik geçmişin kültür mirası olan Giresun Adası ve 'mayıs yedisi' geleneğinin yaşatılmaya çalışıldığı festivalden esinlenerek farklı bir film çalışması yapmak istiyorum” diye konuştu.
Filminde Karadeniz kadınının sorunlarına dikkati çekmek istediğini, bunun için özellikle Amazonların yaşadığına inanılan Giresun'un daha uygun olacağını düşündüğünü belirten Dolay, filmle bir yandan ağır yük altında ezilen Karadeniz kadını, diğer yandan Amazonlardan kalma geleneklerle her şeye meydan okuyan “güçlü” kadın figürlerini ekrana taşımayı amaçladığını anlattı. “Off Karadeniz” adlı filmde kadınların toplum içindeki durumunu gösterdiğini dile getiren Dolay, “Karadenizde hem çok ağır yükler altında ezilen hem de Amazonlardan kalan bir gelenekle her şeye meydan okuyan güçlü kadın figürleri var. Burada Amazonların yaşadığına inanılan Giresun adasından da esinlenerek ilginç bir proje ortaya çıkarmak istiyorum. 4 bin yıllık olduğu söylenen festival geleneklerini de filmin içinde canlandırıp güncele taşımayı amaçlıyorum” dedi. Filmin ön çalışmasını 6 ay içinde tamamlayacağını, bu süre içinde filmin çekileceği mekanları belirleyeceğini vurgulayan Dolay, filmin çekimini ise bir yılda bitirmeyi planladığını kaydetti.
ÇÖPLERİN SAHİLE DÖKÜLMESİ
Nur Dolay, Karadeniz Bölgesindeki birçok kentte olduğu gibi Giresun'da da çöplerin deniz kenarına döküldüğünü, bunun zamanla büyük bir çevre felaketine neden olduğunu söyledi. Çöplerin törenlerin yapıldığı Aksu festival alanının yakınına dökülmesini eleştiren Dolay, şöyle konuştu: “Burada gördüğüm manzara çok acı. Bütün bu güzelliklerin, mitolojik özelliklerin, tarihi ve kültürel değerlerin bulunduğu bu mekan, tamamen çöp yığını haline getirilmiş. Belki bir süre sonra bu çöp yığınları üzerine binalar inşa edilecek. Her iki şekilde de sahil, coğrafi, kültürel ve mitolojik değerler kaybedilmiş olur. Bu kadar güzel bir kente böyle bir saldırı çok acı, çok üzücü. Ne yazık ki bütün Karadeniz Bölgesinde aynı durum söz konusu. Kentlerin denize bağlantısı kesiliyor. Deniz doldurularak yapılan yollarla, apartmanlarla, çöplerle sahiller yok ediliyor. Giresun'da bir çok derenin üzerinde HES projeleri varmış. Bu projelerle doğal bir çok güzelliğin sonu getiriliyor. Bütün bu olumsuzlukları filmde bir şekilde dile getireceğim. Bir önceki filmimde olduğu gibi bu filmde de bu konuyu ele almayı düşünüyorum.”
GİRESUN ADASI VE AKSU FESTİVALİ
Giresun Adası ve Aksu Festivali çeşitli kaynaklarda, 4 bin yıllık geçmişin kültür mirası olarak değerlendiriliyor. Festivalin temelinde Hitit Tanrıçası Kybele ile Anadolu mitoloji tanrılarından Priados adına düzenlenen bahar, bereket ve döllenme törenleri yatıyor. Bu törenler ve eğlenceler aracılığıyla Hitit kültürünün zamanla Roma'ya geçtiği ve orada Bachüs şenliklerine esin kaynağı olduğu anlatılıyor. Törenlerin Amazonlarla da ilgili olduğu söylenmekte. Efsaneye göre, Amazonlar üs olarak kullandıkları Giresun Adası'nda anaerkilliğin savaşçı şeklini gerçekleştirerek kendi toplumlarında erkeğe yalnızca nesillerini sürdürmek için yer verirler ve erkeklerle yılda bir kez bir araya gelirlerdi. Doğan çocuklar erkek olursa öldürülür ya da babalarına gönderilirdi. Festival binlerce yıldan beri süre gelen bir geleneğin ve bir inanışın eski takvime göre 7 Mayıs, miladi takvime göre 20 Mayıs tarihinde tekrarlanmasıdır. Her yıl 20 Mayısta erken saatlerden itibaren özellikle Giresun'un kırsal kesiminden binlerce kişi Aksu deresinin denize döküldüğü yerde bir araya gelir, eğlenir ve çeşitli törenler düzenlerler. “Mayıs yedisi” adıyla düzenlenen törenler, 1977 yılında alınan bir kararla Aksu Şenlikleri olarak değiştirilip ülke çapında şenlik statüsüne kavuşturuldu. 1984 yılında “Giresun Aksu Kültür ve Sanat Festivali” adını alan şenlikler evrensel bir anlam kazandı. 1992 yılından itibaren de daha geniş kitlelerle sosyal ve kültürel ilişkilerin sağlanması amacıyla şenlik 'Uluslararası Karadeniz Giresun Aksu Festivali” adıyla düzenlenmeye başlandı. Festival sırasında, saç ayaktan üç kez geçmek, dereyle denizin birleştiği yere yedi çift, bir tek taş atmak ve Giresun Adası'nın etrafını kayıkla dolaşmak gibi mitolojik törenler uygulanmaktadır. Toprağın canlandığına, döllenmenin başladığına inanıldığı için yeni takvime göre 20 Mayıs'ta düzenlenen törenlerde, ocağın (ailenin) kutsallığı ve soyun sürdürülmesi, dertlerin, belaların denize atılması, yepyeni bir yaşama başlamanın mutluluğunu fark gözetmeksizin tüm insanlarla paylaşmak sembolize ediliyor. |
------vvv------
»
Yeni Şafak Gazetesi
»
Fransız halkına Off çektirecek

Fransız film yapımcısı Jean-Lois Papel, Türk insanını anlattığı 'Off
Karadeniz'i ülkesinin en prestijli sinema festivalinde görücüye çıkaracak.
Papel, 'Sarkozy Türkiye'yi AB'ye sokmak istemese de biz Türkler'i
Fransızların kalbine sokacağız' dedi.
Fransız film yapımcısı Jean-Louis Papel, 'Off Karadeniz' adlı filmin yapımı
için geldiği Karadeniz'de Türkiye'ye hayran kaldı. Karadeniz insanını ve
Türkiye'yi yakından tanıma fırsatı bulan Papel 6 ay süreyle Paris-Rize
hattında mekik dokudu. Filmi 2010 yılında, Fransa'nın en prestijli sinema
festivallerinden Anger'da izleyicinin karşısına çıkarmaya hazırlanan Papel,
Türk düşmanlığı ile tanınan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'i iğneli
sözlerle eleştirdi.
BİZDEN UZAK DEĞİLSİNİZ
Papel kendi ifadesiyle küçük bir müzik sesiyle çoşan espritüel bir bakışla
hayatı yaşayan candan Türk insanının Fransızlar'dan çok uzak ve farklı
olmadığını söyledi. Türklerin yanlış izlenimler ile Avrupa'da tanıtıldığını
söyleyen Papel "Sarkozy Türkiye'yi AB'ye sokmak istemese de biz Türkler'i
Fransızların kalbine sokacağız' şeklinde konuştu.
SARKOZY FİLMDEN ETKİLENİR
Fransa'nın Türkiye'yi 20 yıl boyunca Midnight Express (Geceyarısı Ekspresi)
filmiyle tanıdığını ve bu filmin yarattığı korkunun hâlâ kafalardan
silinemediğini söyleyen Papel, "Daha sonra izlediğimiz Türk filmleri de töre
cinayetleri, politik baskılar gibi konulara ağırlık vererek bu olumsuz imajı
pekiştirdiler. Biz bu filmle başka bir Türkiye'nin de olduğunu göstereceğiz.
Gülen, en ufak bir müzik sesiyle coşan, espritüel bir bakışla hayatı yaşayan
insanlar bizi hem şaşırtacaklar, hem de cana yakınlıklarıyla onların bize
çok da uzak olmadıklarını göreceğiz. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan
Sarkozy ve destekçileri umarım bu filmden etkilenir" dedi.
Off Karadeniz Türkiye'nin ilk çevre filmi
Papel'in 'Off Karadeniz' filmi, İzmir-Of-Rize-Ardeşen arasında geçiyor. Yeni
hakim olarak atanan İzmirli bir genç kızın ilk görev yeri olarak Of'a tayin
olmasıyla başlayan olaylar zinciri sıcak Ege sahillerinden Karadeniz'in çay
bahçelerine, yemyeşil yaylalarına, ormanlarına taşınıyor. Komedi filminin
senaryo yazarı ve yönetmeni, yıllardır Fransız basınında çalışan gazeteci
Nur Dolay, daha önce Kafkasya'da, Aliağa gemi söküm atölyelerinde,
Azerbaycan, Kırım ve Karadeniz çevresinde pekçok belgesel filme imza atmış.
Şimdi ise Dolay ilk uzun metrajı olan 'Off Karadeniz'de yine ağırlıklı
olarak çevre duyarlılığına parmak basıyor.
------vvv------
»
Laz Haber
»
Fransız Film Yapımcı Papel Çekimler
İçin Geldiği Karadeniz'de Türkiye'ye Hayran Kaldı
Fransız film yapımcısı Jean-Louis Papel, 'Off Karadeniz' adlı filmin
yapımı için geldiği Karadeniz'de Türkiye'ye hayran kaldı. Papel 6 Ay Süreyle
Paris-Rize hattında mekik dokudu.
Jean-Lois Papel, Türk insanını anlattığı 'Off Karadeniz'i ülkesinin en
prestijli sinema festivalinde görücüye çıkaracak. Papel, 'Sarkozy Türkiye'yi
AB'ye sokmak istemese de biz Türkler'i Fransızların kalbine sokacağız' dedi.
Papel kendi ifadesiyle küçük bir müzik sesiyle çoşan espritüel bir bakışla
hayatı yaşayan candan Türk insanının Fransızlar'dan çok uzak ve farklı
olmadığını ve Türkler'in yanlış izlenimlerle Avrupa'da tanıtıldığını
söyledi. Fransa'nın Türkiye'yi 20 yıl boyunca Midnight Express (Geceyarısı
Ekspresi) filmiyle tanıdığını ve bu filmin yarattığı korkunun hâlâ
kafalardan silinemediğini söyleyen Papel, "Daha sonra izlediğimiz Türk
filmleri de töre cinayetleri, politik baskılar gibi konulara ağırlık vererek
bu olumsuz imajı pekiştirdiler. Biz bu filmle başka bir Türkiye'nin de
olduğunu göstereceğiz. Gülen, en ufak bir müzik sesiyle coşan, espritüel bir
bakışla hayatı yaşayan insanlar bizi hem şaşırtacaklar, hem de cana
yakınlıklarıyla onların bize çok da uzak olmadıklarını göreceğiz.
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan Sarkozy ve destekçileri umarım bu
filmden etkilenir" diye konuştu.
------vvv------
» Laz Haber »
Of Karadeniz Ekibi Rizede
Fransız film yapımcısı Jean-Lois Papel, Türk insanını anlattığı 'Off
Karadeniz'i ülkesinin en prestijli sinema festivalinde görücüye çıkaracak.
Papel'in Paris-Rize hattında yarattığı filminin senaryo yazımını ve
yönetmenliğini yıllardır Fransız basınında çalışan gazeteci Nur Dolay
üstlendi.İzmir-Rize-Ardeşen-Of arasında geçen filmin konusu ise yeni hakim
çıkmış İzmir'li bir genç kızın ilk görev yeri olarak Of'a atanması ve
bununla birlikte yaşanan olaylar dizisi oluşturuyor.Seyircileri sıcak Ege
sahillerinden, Karadeniz'in çay bahçelerine, yemyeşil yaylalarına ve
ormanlarına taşıyacak olan "Off Karadeniz" filminin müziklerini Karadeniz’in
sevilen sanatçısı Gökhan Birben ve onunla aynı ekipten İlhan Yabantaş yaptı.
Yönetmen Nur Dolay filmde Karadeniz kültürünün birebir işlendiğini anlatarak
seyirciden olumlu tepkiler geleceğine inandığını kaydetti.
Daha öncede çeşitli dizilerde rol alan oyuncu Melissa Papel ise Karedeniz'e
hayran kaldığını ifade etti.
------vvv------
» Laz Haber »
Melissa Giresun'a Geliyor
Fransız oyuncu Melissa Papel ile yönetmen Nur Dolay, Giresun'da sinema sevenlerle buluşacak.
Giresun Belediye Başkanlığından yapılan yazılı
açıklamada, G-City Sinemasında bugün gösterime girecek ''Off Karadeniz''
adlı sinema filmine, filmin Fransız başrol oyuncusu Melissa Papel ve
yönetmeni Nur Dolay'ın da katılacağı belirtildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
''Filmin 18.00 seansına katılacak olan filmin ekibi daha sonra burada
sinemaseverlerle sohbet ederek onların sorularını yanıtlayacaktır. Film
İzmir-Of-Rize-Ardeşen arasında geçen sımsıcak bir komedidir. Yeni hakim
çıkmış İzmir'li bir genç kızın ilk görev yeri olarak Of'a atanmasıyla
başlayan olaylar dizisi, bizi sıcak Ege sahillerinden Karadeniz'in serin
yaylalarına, yemyeşil çay bahçelerine, ormanlarına taşımaktadır. ''Off
Karadeniz'' filmiyle Fransa'da başka bir Türkiye imajı yaratmayı
hedeflenmektedir. Halkımızın bu filmi mutlaka izlemelerini istiyoruz.''
------vvv------
» 53 Haber Merkezi »
|
OFF KARADENİZ FİLM EKİBİ RİZE'DE |
||
|
|
||
|
------vvv------
»
Vira Trabzon
»
Off Karadeniz film
oyuncuları Trabzon'da 18 Haziran'da gösterime giren ve İzmir-Of-Rize-Ardeşen
arasında geçen sımsıcak bir komediyi anlatan Off Karadeniz Film oyuncuları
Trabzon’da.
ÖZEl bir gösterim için Trabzon’a gelecek olan film ekibi sinemaseverlerle
buluşuyor. 24 Haziran Perşembe günü ilk olarak Royal Sineması'nda
saat:16.30, Lara Sineması'nda saat:18.00 de yayınlanacak olan özel
seanslarla Trabzon’lu sinemaseverlerle birlikte izlemeyi hedefliyor.
Film yönetmeni ve yazarı Nur Dolay yaptığı açıklamada, Trabzon’un kendileri
için çok önemli olduğunu filmi çekerken yaşadıkları güzellikleri ve sıcak
ilişkileri nedeni ile Trabzon’daki gösterime katılmanın bir borç olduğunu
söyledi.
Filmin konusu
Yeni hakim çıkmış İzmir'li bir genç kızın ilk görev yeri olarak Of'a
atanmasıyla başlayan olay dizisi bizi sıcak Ege sahillerinden Karadeniz'in
çay bahçelerine, yemyeşil yaylalarına, ormanlarına taşıyacak.
Karadeniz'e gidip de çevre sorunlarına duyarsız kalmak mümkün mü ? Zaten
Orkinos projesinde de çevre kaygılarından yola çıkan Dolay, Karadeniz'in
sorunlarına yabancı değildi. Kazım Koyuncu gibi değerleri genç yaşta
aramızdan alan Çernobil felaketi bölgede unutulmaya yüz tutmuş olsa da bugün
başka sorunlar söz konusu. Kentleri denizden koparıp ayıran sahil yolu,
doldurulan deniz ve dereler, vadileri yok eden barajlar, ormanların ortasına
açılan çöp çukurları, aşırı betonlaşma… Filmde bunlar güldürü havasının
altına saklanmış da olsa, bütün çıplaklığı ve absürtlüğü ile gözler önüne
seriliyor. Ama bir yandan da Karadeniz doğasının o baş döndürücü güzelliğini
görüyoruz : yeşilin binbir tonu, yamaçları top top kadife gibi örten çay
bahçeleri, başı bulutlarda kaybolmuş sarp dağlar, taş köprüler, eski ahşap
köy evlerinin insancıllığı, horonların coşkusu, neşesi ve tabi ki her şeyin
de üstünde insanların hayata o esprili ve sevecen bakış tarzı.
Filmin müziklerini Karadeniz’in sevilen sanatçısı Gökhan Birben ve onunla
aynı ekipten İlhan Yabantaş yaptı.
Film ekibi ile birlikte 24 Haziran Perşembe günü Lara ve Royal sinemalarında
filmi izleyip oyuncularla sohbet etme imkânı bulabilirsiniz.
------vvv------